Spina Bifida, Nöral tüp defekti adı verilen bir grup doÄŸumsal anomalinin bir çeÅŸididir. Açık omurga olarak da adlandırılmaktadır. Genelde omurga kemiÄŸi ve bazen de omuriliÄŸi etkiler. Nöral Tüp olarak adlandırılan oluÅŸum, embryonik yaÅŸamda bulunan ve beyin ile omuriliÄŸi meydana getiren yapıdır. Bu oluÅŸumun geliÅŸiminde meydana gelen anomaliler de nöral tüp defekti (NTD) olarak adlandırılırlar. NTD’leri en sık görülen doÄŸumsal anomalilerdendir. Yaklaşık 1500-2000 canlı doÄŸumdan birinde, deÄŸiÅŸik derecelerde NTD bulunur.
Embryonik dönemde bebeğin omurgası ilk oluştuğunda kapalı değildir. her iki yanı açıktır. Dölenmeyi takip eden 29. günde her iki yanda oluşan omurga ortada birleşir ve kapalı bir oluşum haline gelir. Spina bifida da bu kapanma ya hiç olmaz ya da bazı bölgelerde meydana gelmez. Spina bifidanın 3 formu vardır:
Occulta: Bu spina bifidanın en hafif formudur. Herhangi bir belirti vermez. Omurgayı oluşturan kemiklerin bir ya da birkaçında küçük defekt ya da defektler bulunur. Omurilik ve sinirler normaldir. Kişiler genelde kendilerinde bulunan bu durumun varlığından habersizdirler. Tek belirti defektin olduğu bölgede (örneğin belde) cilt üzerinde aşırı bir kılllanmanın olmasıdır. Tanı genelde başka bir nedenden dolayı çekilen omurga röntgeni esnasında şans eseri konur.
Meningosel: Bu en nadir görülen spina bifida formudur. Omuriliği çevreleyen zarlar omurganın açık kısımlarından dışarıya doğru fıtıklaşırlar.Fıtık kesesi içinde beyin ve omuriliği çevreleyen ve koruyan serebrospinal sıvı da bulunur.Bu kistik görünümlü yapının boyutları değişken olabilir ve normal gelişimi sağlamak için ameliyat ile çıkartılabilir.
Meningomiyelosel: Bu hastalığın en ileri formudur. Fıtıklaşan kistin içinde meningoselde bulunan zarların yanısıra sinir kökleri ve omuriliğin kendisi de bulunabilir. Bazen kist olmaz ancak omurilik kendisi tamamen fıtıklaşabilir. Omuriliği çevreleyen sıvı dışarıya kaçabilr. Açıklık cerrahi olarak kapatılmadığı sürece, etkilenmiş bebekler enfeksiyon açısından büyük risk altındadırlar. Cerrahi tedaviye rağmen bazı bebeklerde değişik derecelerde bacak felci, idrar ve gayta tutamama problemleri görülebilir.
Spina bifida’lı bebeklerin birçoÄŸunda hidrosefali de bulunur. Merkezi sinir sitemi olarak adlandırılan beyin ve omurilik hem koruyucu zarlar ile çevrileridir hem de etraflarında serebrospinal sıvı olarak adlandırılan bir sıvı bulunur. Bu sıvının normal dolaşımını yapamaması sonucu hidrasefali denilen kafa boÅŸluÄŸu içinde sıvı toplanması ortaya çıkar.
NedenleriSpina bifida izole bir doÄŸum defekti olarak kabul edilir. Bazı bilimadamları genetik ve çevresel faktörlerin de etkili olduÄŸunu söyleseler de NTD ile doÄŸan bebeklerin %95′i normal ve aile öyküsü olmayan anne-babalardan dünyaya gelmektedirler. Herhangi bir genetik geçiÅŸ olmadığı kabuledilmektedir. Bir bebekte spina bifida olduÄŸunda, sonraki bebekte de görülme sıklığı 1/40 olmaktadır. Ancak spina bifida doÄŸumsal anomaliye yol açan bazı baÅŸka sendromlar ile birlikte de görülebilir. Bu gibi durumlarda kalıtsal özellikler olabilir.
Önlenebilir mi?Yapılan çalışmalar spina bifida ve diÄŸer NTD’lerinin annenin dieti, özellikle de folik asit alımı ile ilgili olabileceÄŸini göstermiÅŸtir. 1992 yılında Amerika BirleÅŸik Devletleri Halk SaÄŸlığı Servisi gebe kalma olasılığı olan15-44 yaÅŸ arası kadınların hergün 400 mikrogram folik asit almasını önermiÅŸtir. Bu miktarda alınan folik asidin spina bifida ve diÄŸer nöral tüp defektleri riskini %50-70 oranında azalttığı gösterilmiÅŸtir. Bu amaçla folik asit alımı gebe kalmadan 1 ay önce alınmaya baÅŸlanmalı ve gebeliÄŸin 1. ayının sonuna kadar kullanılmalıdır. ÇoÄŸu gebelik plansız olarak gerçekleÅŸtiÄŸi için gebe kalma olasılığı buluna kadınların belirtilen miktarda folik asidi sürekli alması da diÄŸer bir öneridir.
1991 yılında İngiltere’de yapılan bir çalışmada, gebe kalmadan önce ve gebeliÄŸin ilk 3 ayında yüksek doz (4 miligram) folik asit kullanan ve daha önceki gebeliklerinde NTD’li bebek dünyaya getiren annelerde yine NTD’li bebek doÄŸurma riskinin %70 azaldığı saptanmıştır. Bu ve buna benzer diÄŸer çalışmalar temel alınarak Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (U.S. Centers for Disease Control and Prevention (CDC)), önceden NTD’li bebek doÄŸuran kadınların yeniden gebe kalmayı planladıklarında yüksek doz folik asit almalarını önermektedir.
TedaviSpina Bifida occulta genelde tedavi gerektirmez. Omuriliğin etkilenmediği meningosel vakalarında herhangi bir paraliz (felç) riski olmadan cerrahi tedavi mümkündür. Meningoseli olan pekçok çocuk normal yaşamlarına devam edebilirler. Meningomyeloseli olan bir bebek ise doğduktan 24-48 saat sonra operasyona alınmalıdır.Burada omurilik yerine yerleştirildikten sonra üzeri kas ve zar tabakaları ile kapatılır. Amaç enfeksiyon oluşumunu önlemek ve sinirlerin zedelenmesine engel olmaktır. Ancak eğer sinirler operasyon öncesi zaten zedelenmiş ise bugeri dönüşümü olmayan bir olaydır ve bacak felçleri ile idrar, gayta problemleri kalıcı olur. Bu bebeklerde uzun süreli rehabilitasyon gereklidir.
Hidrosefali oluşan bebeklerde ise biriken sıvı cerrahi olarak yerleştirilen bir şant (shunt) yardımı ile bebeğe zarar vermeden drene edilir.
Spina Bifida gebelik esnasında fark edilebilir mi ?Spina bifida doÄŸumdan önce bazı testleri ve ultrasonografi ile tanınabilir. Bunlardan en önemlisi üçlü test ya da sadece kanda alfa feto protein bakılmasıdır. Bu testler ile NTD riski yüksek olan gebeler saptanabilir. Testin yüksek çıkması her zaman NTD’ni göstermez. Gebelik yaşının yanlış bilinmesi gibi bazı basit nedenler ya da diÄŸer baÅŸka anomaliler de alfafetoprotein’de yükselmeye neden olabilir. Yine detaylı bir ultrasonografi incelemesi ile büyük meningosel ve meningomyelosel vakaları tespit edilebilir.
Anomalinin anne karnındayken saptanması ailenin ve hekimin bilgilenmesi açısından önemlidir. Bu tür bir gebelikte doğumun özel ve doğumdan sonra bebeğe hemen müdahale edilebilecek merkezlerde yapılması ayrı bir önem taşır. Doğumda tercih edilecek yöntemin sezaryen olması felç gelişme riskini ve felcin şiddetini azaltır. Son zamanlarda bebeklerin anne karnındayken ameliyat edilmeleri konusunda çalışmalar vardır. Bu tür operasyonlar dünyada sadece 2 merkezde yapılmaktadır. Deneysel aşamada olan bu tedavi yönteminin uygulandığı bir bebek 23. gebelik haftasındayken ameliyat edilmiş ve sonuç doğumdan sonra ameliyat edilen bebeklere göre daha yüzgüldürücü olmuştur.
Vücudunuzdaki en uzun sinir olan siyatik siniri, leğen kemiğinizden başlayarak kalça bölgenizden geçer ve her iki bacağınıza uzanır. Dizlerinize geldiğinde tibyal ve peroneal sinirlere ayrılır. Siyatik sinirini bacağınızın alt kısmında bulunan kasları konrtol eder baldırlarınıza, bacaklarınıza ve ayaklarınıza hissetme yetisi sağlar. Siyatik terimi bu sinirin güzergahında, sırtınızdan baldırınıza ve bacağınıza yayılan ağrıyı ifade eder. Rahasızlık hafif olduğu gibi, elden ayaktan düşürücü de olabilir ve karıncalanma, uyuşma veya kas zayıflığı eşlik edebilir. Siyatik, kendi başına bir hastalık olmaktan çok, disk fıtığı gibi, sinirler üzerinde baskı yaratan başka bir sorunun semptomudur. Siyatik ağrısı, genellikle yaklaşık olarak altı hafta boyunca kendi başına devam eder. Aynı zamanda, soğuk veya sıcak kompresler, reçetesiz satılan ağrı kesiciler veya fiziksel terapi rahatsızlığı hafifletebilir ve iyileşmeyi hızlandırabilir. Sinir üzerindeki ağrıyı gidermek amacıyla cerrahi müdahale, semptomlar koruyucu tedaviye yanıt vermediğinde ve ağrı kronik ya da elden ayaktan düşürücü olduğunda bir seçenek olabilir.
Sinir hastalıklarısinir sistemini meydana getirenbeyin,beyincik,omurilik,kafa sinirleri ve çevre sinirlerini tutan bozukluklardan dolayı ortaya çıkan hastalıklar. Sinir sistemi insan vücûdunun en karmaşık ve en ince detaylara kadar hizmet götüren bir sistemi olduğundan, buranın hastalıkları birçok diğer sistemi de ilgilendirir.Nöroloji, sinir sistemi hastalıklarıyla ilgilenen bir tıp koludur. Sinir hastalıkları organik (marazî, hasara bağlı) olabildiği gibi, sinir sisteminin belli bir kısmındaki görev yapabilirliğin azalmasına bağlı, yâni fonksiyonel de olabilir. Fonksiyonel denilen hastalıklarda yapıyla ilgili bir hasar veya eksiklik yoktur. Merkezî sinir sistemi, periferik sinirler ve otonom sinir sistemi olarak üçe ayrılan sinir sistemini ilgilendiren hastalıklar, bunlardan birini veya birden fazlasını ilgilendiriyor olabilir. Nöronlar, yâni sinir hücreleri dış etkilere karşı son derece hassastırlar. Bu hücrelerin ölmesi hâlinde yerine yenileri gelmez. Başka bir tâbirle, sinir sisteminde tâmir ve yeniden oluşum (reparasyon ve rejenérasyon) mümkün değildir. Yalnızca periferik (çevre) sinirlerde bir kendini yenileme vardır ki, bu da son derece yavaştır. Sinir sisteminin hastalıkları, son derece çeşitli sebeplerden ortaya çıkabilir. Doğuştan olanlar, travmalardan, iltihaplardan, zehirlenmelerden olanlar bunlardan sâdece birkaçıdır. Fonksiyonel hastalıklar ise herhangi bir bozukluk olmaksızın ortaya çıkan durumlardır ki, vücudun herhangi bir bölümünü tutabilirler. Aşağıda sinir sistemiyle ilgili hastalıkların en önemli sebepleri ve bunların örnekleri verilmiştir. 1. İnfeksiyonlar: Menenjit, beyin absesi, ensefalit gibi. 2. Damar hastalıkları: Tıkanmaya bağlı felçler, beyin kanamaları. 3. Tümörler: Olduğu bölgeye göre görev aksaklığı, felçler, hâfıza ve idrak kusurları. 4. Travma: Beyin kanamaları, sinir kopmaları, zedelenmeler. 5. Gelişme bozuklukları: Mongolizm türü geri zekâlılık, omurilik gelişme bozukluğu (spina bifida). 6. Metabolik hastalıklar: Hormon bozuklukları, kan hastalıkları, karaciğer hastalıkları, metal metabolizması bozuklukları da, sinir sisteminde bozukluklara sebep olabilmektedir. 7. Myelin kılıfı (sinirleri saran kılıf) hastalıkları: Multipl skleroz bunlara en önemli örnektir. 8. Paroksismal (arada bir gelen bozukluklar): Migren, histamin baş ağrısı, epilepsi (sara), meniere hastalığı (tekrarlayıcı başdönmeleri) bunlardandır. 9. Zehirlere bağlı hastalıklar: Bakteri zehirlerine bağlı (tetanoz), metal zehirlerine bağlı (arsenik), organik bileşiklere bağlı ziherlenmeler (alkol, karbonmonoksit) en önemlileridir.
Genellikle ÅŸuur kaybı ile birlikte olan ve nöbetlerle giden bir sinir sistemi hastalığı. Bir sara nöbeti beyin foksiyonunda kısa süreli bir bozukluk olarak târiflenebilir. Bir grup beyin hücresi âni olarak elektrik deÅŸarjı göstermekte ve nöbet ortaya çıkmaktadır. Nöbeti baÅŸlatan asıl sebebin sinir hücreleri arası akım geçiÅŸiyle vazîfeli maddelerarası (nörotransmitterler) dengesizlik olduÄŸu sanılmaktadır. Sara, yaygın (büyük nöbet ve küçük nöbet) veya parsiyel (kısmî nöbetler) olabilir. Yaygın nöbetlerde ÅŸuur kaybı vardır. Fokal nöbetlerde ÅŸuur, sinir sisteminin bâzı mesâfelerinde kalabilir. Anormal elektrik deÅŸarjı beynin belli bir bölgesindedir. Ancak komÅŸu bölgelere yayılıp, yaygın nöbete dönüşebilir. Saranın bir kısmının sebebi bilinmez. Bunlar bilhassa çocuklukta baÅŸlar. İbn-i Sinâ, Kânun ismindeki tıp kitabında; sara hastalığını anlatırken cinden bahsetmektedir. Burada diyor ki; hastalıklara birçok maddeler sebep olduÄŸu gibi, cinnin hâsıl ettiÄŸi hastalıklar da vardır ve meÅŸhurdur. Bir kısmı kafa içi hastalıklardan dolayıdır (kafa yaralanmaları, beyin tümörleri ve beyin damarları hastalıkları). DiÄŸer bir kısım vak’alar beyin dışı hastalıklara baÄŸlıdır (kan ÅŸekeri azlığı, kanda üre artışı, kalb sektesi, bâzı ilâçlar ve alkol alımı). Sara vak’alarının % 5 kadarında da sebep titrek ışıktır. Televizyon seyretmek, bunların çoÄŸuna nöbeti getirir. Büyük nöbet (Grand mal): Tonik-klonik nöbet de denen bu nöbet halk arasında sara denince akla gelen nöbettir. Herhangi bir yaÅŸta baÅŸlayabilir. Büyük nöbet birçok safhadan meydana gelir. Aura denen ilk safhada hasta kaşıntı, koku, tat, mîde aÄŸrısı gibi bir his duyar. Her zaman olmayabilir. Bundan sonra tonik safha baÅŸlar, hasta ÅŸuurunu kaybeder ve ayakta ise düşer. Hastanın bütün kasları aynı anda kasılır. Bu sebeple önce bir çığlık duyulur. Hasta nefes alıp, veremez ve morarır. Ayrıca idrar ve dışkısını kaçırabilir, dilini ısırabilir. 30 sâniye sonra derin bir nefes alır ve klonik safha baÅŸlar. Bu safhada kaslar bir kasılıp bir gevÅŸediÄŸinden vücutta silkinti hareketleri ortaya çıkar. Çene ve dil hareketleri sonucu tükrük köpük hâline gelir. Bu safha da 30 sâniye sürer ve sonra gevÅŸeme safhası baÅŸlar, hasta derin uykuya dalar. Görünüş komaya benzer, ama hasta her an uyandırılabilir. Küçük nöbet (Petit mal): Daha çok çocukluk çağında baÅŸlar. Ancak eriÅŸkinlikte de sürebilir, büyük nöbetlere yerini bırakabilir. Nöbete kısa süreli ÅŸuur kaybı eÅŸlik eder. Bunların bir kısmında hasta tutulduÄŸunda dik dik anlamsızca karşıya bakar. 10-15 sâniye sürer ve gözden kaçabilir. 6-12 yaşında baÅŸlar. Bir kısmı daha nâdirdir ve kollarda, âniden hareketle belirli kısa süreli ÅŸuur kaybıyla gider. Daha çok delikanlılık döneminde görülür. En az görülen tipinde hasta âniden ÅŸuursuz olarak yere düşer; fakat, hemen ÅŸuur yerine gelir geri kalkar. Bu da 2-6 yaÅŸlarında baÅŸlar. Bâzan yemek yerken elinden kaşık düşecek veya yazı yazarken kalem kayacak kadar kısa sürebilir. Kısmî (Parsiyel) nöbetler: Genellikle hâdise yeri, beynin temporal lobudur. Koku, tat, iÅŸitme, görme hallusinasyonları, hâfıza bozukluÄŸu gibi belirtiler olur. Genellikle rûhi deÄŸiÅŸiklikler eÅŸlik eder. Nöbet sırasında ÅŸuur genellikle bozulur ama kaybolmaz. İrâde dışı ağız hareketleri, yalanlama, yutkunma sık görülür. Psikiyatrik hastalıkları taklit eder görünümde olabilir. Kısmî nöbetlerin bir kısmı da adım adım ilerler tarzdadır (Jacksonian Epilepsy). Bunda deÅŸarj bir yerde baÅŸlamakta ve komÅŸu yerlere yayılmaktadır. Meselâ bu nöbet bir el parmağından baÅŸlar ve omuzda sona erer; hasta son vaziyette asker selâmı verir gibidir. Bu nöbetlerde ÅŸuur kaybı olabilir de olmayabilir de. Bu hastaların bir kısmında nöbetin olduÄŸu kısım felçli kalır (Tedd felci). TeÅŸhis: Kesin teÅŸhis, nöbetin görülmesiyle konur. Ancak bu pek mümkün olmaz. Nöbetin târifi yardımcı olabilir. Beyin elektrosu (elektro ensefalografi) teÅŸhis koydurursa da bâzan nöbetler arasında normal olabilir. TeÅŸhisten sonra sebebin ne olduÄŸu önemlidir. Genç eriÅŸkinlerde âniden baÅŸlayanları genellikle beyin tümörüne baÄŸlıdır. YaÅŸlılarda ise beyin damarları hastalığıyla alâkalıdır. Ayırım için kafa filmleri ve bilgisayarlı tomografi gibi tetkikler yapılır. Tedâvi: Sosyal, psikolojik tedâvi ve ilâçlarla yapılır. Çocuksa okula devam etmelidir. EriÅŸkinler ağır iÅŸlerde çalışmaktan kaçınmalıdır. Adlî açıdan hastalar araç kullanamaz. Nöbeti teÅŸvik eden faktörlere (meselâ bir kısmında televizyon seyretmek, bir kısmında rûhî sıkıntılar tetik çektirtebilir) dikkat etmelidir. Nöbet sırasında hasta yaralanmaktan korunmalı ve genel olarak ateÅŸli, keskin, sivri ve sert cisimlerden uzak tutulmalıdır. BaÅŸlıca sara ilâçları; fenitoin, fenobarbital, karbamazepin, süksinitin ve diazepam gibi ilâçlardır. Hiltit veya ÅŸeytan tersi adındaki zamkı, sara hastası koklarsa iyi olur. Asa foetide denilen bir zamk, esmer, pis kokulu, reçine olup, antispasmodique olarak (yâni iç organ spazmlarını çözücü olarak) Avrupa’da (toz, hap ve şırınga ÅŸeklinde) adale ve sinir gerginliÄŸini gidermek için kullanılmaktadır. Status epileptikus (Bitmeyen nöbet): Hiçbir iyileÅŸme zamanı olmayan devamlı bir nöbettir. Çabuk kontrol edilmezse hasta ölebilir. Tedâvi âcil olup, öncelikle solunum yolları açık tutulur. En iyi ilâç diazepam olup, doktor tavsiyesine göre kullanılmalıdır.
Parkinson hastalığı, beynin alt kısımlarındaki gri cevher çekirdeklerinin bozukluÄŸuna baÄŸlı bir sinir sistemi hastalığı. Genellikle orta yaÅŸ hastalığıdır. Adını hastalığı ilk defa 1917′de titremeli felç olarak tarifleyenJames Parkinson’dan almıştır. Binde bir sıklıkla görülen, müzmin, ilerleyici, tedavisiz iyileÅŸmeyen birhastalıktır. Temel bozukluk, koordineli hareketleri düzenleyen beyin bölümlerindendir. Bu bozukluÄŸu yapan sebep tam bilinmiyorsa idyopotik Parkinson hastalığı, sebebin belli olduÄŸu durumlarda ise Parkinsonien sendromlar adı verilir. Bunlar: GeçirilmiÅŸ beyin enfeksiyonları, Bazı ilaçlar, Arteioskleroz, Ailevi sebepler, Travma, Zehirlenmeler, Tümörler, Kandaki kırmızı hücrelerin aşırı yükselmesi gibi durumlardır. Hastalığın temel belirtileri titreme, sertlik ve hareketlerin yavaÅŸlamasıdır. Titreme ilk ortaya çıkanı olup, genellikle baÅŸlangıçta tek eldedir. Zamanla aynı taraf bacaÄŸa ve karşı ele geçebilir. Sıklıkla hastalıktan vücudun bir yarısı baskın olarak etkilenir. Titreme dinlenirken olup, uyurken kaybolur; sinirlilik ve yorgunluk titremeyi arttırır. Sertlik veya katılık boyun kaslarından baÅŸlar ve başın gövdeden önde tutulmasına sebep olur. Bel kemiÄŸi de etkilenip bel hafif öne eÄŸilir, diz kalça ve kol eklemleri bükük hal alır. Hasta, küçük hızlı adımlarla sendeleyerek yürür, hantallaşır, saatlerce oturur. Yazıya büyük baÅŸlar, harfler gittikçe küçülür ve yazının okunması güçleÅŸir. Monoton bir konuÅŸması vardır. Kasların tonusu arttığı için (sertleÅŸtikleri için) bükülü kolun açılmaya çalışılması sırasında diÅŸli çark hareket ettiriliyormuÅŸ hissi alınır. Yüz adale faaliyetleri (mimik ve jestler) silinir, donuk, anlamsız çehre (maske yüzü) vardır. Hareketlere baÅŸlamakta güçlük çeker, cildi yaÄŸlanır ve %40 hastada bunama görülür. Kelimelerin son hecesini tekrar eder. Gözünü kırpmaması söylenip, burun köküne vurulunca kırpma hareketini kontrol edemez. Gözlerin yukarıya doÄŸru dakikalar hatta saatlerce kayması da, hastayı çok rahatsız eden bir durumdur. Tedavi üç grupta planlanabilir: Birincisi, hastayı, faydalı aktiviteler ve zihni faaliyetlerle içe kapanık ve cemiyetten ayrı olmaktan korumaktır. İkincisi, cerrahi tedavi olup, hastanın ızdırabını azaltmak için kullanılmıştır ve hasta bölgenin, elektrik veya alkolle tahribinden ibarettir. Cerrahi tedavyle titreme genellikle düzelir, ancak katılık ve hareketlerde gözle görülür bir iyileÅŸme olmaz. Üçüncü ve bugün Parkinson hastalığı’nın esas tedavisi olarak ele alınan tedavi ilaçla tedavidir. Beyinde sinir hücrelerinin uyarılabilme özelliÄŸini arttıran asetilkolinle bunun aksini yapan dopamin arasında belli bir denge vardır. Parkinsonda bu denge asetilkolin lehine bozulmuÅŸ olup, tedavide dopamin açığının yerine konması gerekmektedir. Sentetik dopamin kan ile beyin arasındaki bariyeri aÅŸamamaktadır. Bu problem kan-beyin engelini aÅŸtıktan sonra dopamine dönüşen, L-Dopa’nın bulunması ile çözümlenmiÅŸtir. Tedavide L-Dopa belirtilerin kaybolduÄŸu doza kadar tedricen arttırılarak verilir. Bundan baÅŸka bir virüs ilacı olan amantadin, dopamin gibi etki gösteren bromocriptine de L-Dopa’ya yardımcı olarak tedaviye katılabilmektedir. Halen beyin doku nakli çalışmaları da devam etmektedir. Burada esas; beyin nakli olmayıp, yeni ölen ceninden dopamin yapan küçük bir bölüm, hasta beyne nakledilmektedir. KaynakRehber Ansiklopedisi ParkinsonizmParkinsonizm kelimesi belli bir hastalıktan çok, deÄŸiÅŸik nedenlere baÄŸlı olarak ortaya çıkan bir dizi belirtiyle tanınan bir durumu çaÄŸrıştırır. Bu belirtilerin en önemlileri uzuvların titremesi, kasların sertliÄŸi ve vücut hareketlerinin yavaÅŸlığıdır. Bu üçlemeye eklenebilecek diÄŸer belirtiler arasında, öne eÄŸik duruÅŸ ÅŸekli, küçük adımlarla ve ayaklarını sürüyerek yürüme, yumuÅŸak, hızlı ve aynı tonda konuÅŸma sayılabilir. Parkinson hastalığı, çeÅŸitli parkinsonizm tabloları arasında kendine özgü belirtiler ve beyinde oluÅŸturduÄŸu deÄŸiÅŸikliklerle ayrı bir yere sahiptir ve ileride ayrıntılarıyla ele alınacaktır. Parkinsonizmdeki titreme, özellikle elleri ve ayakları, bazen dudakları, dili, çeneyi, seyrek olarak da gövdeyi etkileyebilir. El veya ayakta dinlenme halinde ortaya çıkan titreme bir hareket sırasında kaybolur. ÖrneÄŸin uzanıp bir cismi tutma hareketi sırasında eldeki titreme kaybolur, dinlenme haline geçince tekrar ortaya çıkar. Titremenin tıbbi karşılığı “tremor”dur. Dinlenme sırasında ortaya çıkma özelliÄŸi diÄŸer hastalıklarda görülebilen çeÅŸitli titremelerden ayırdedilmesine yardımcıdır. Parkinsonizmde kaslarda dinlenme halinde bile deÄŸiÅŸmeyen bir sertlik bulunur. Hastayı muayene eden doktor uzuvları pasif olarak hareket ettirdiÄŸinde sabit ve deÄŸiÅŸmeyen bir dirençle karşılaşır. Ancak etkilenmiÅŸ kaslar gevÅŸeyemez gibi görünürse de, bu istenilen ÅŸekle sokulabilen bir sertliktir. Kaslardaki bu sertlik haline “rijidite” denir. Üçüncü belirti vücut hareketlerinin yavaÅŸlamasıdır ve “bradikinezi” olarak isimlendirilir (Yunanca’da “brady “yavaÅŸ, “kinesis” ise hareket manası taşır). Yeni bir harekete baÅŸlarken tereddüt, o eylemi yaparken yavaÅŸlık ve hızla yorulma ile ÅŸekillenen karmaşık bir olaydır. Bradikinezi, gözleri kırpma, yürürken kolları sallama, konuÅŸurken açıklayıcı olarak yapılan el ya da beden hareketleri veya yüz ifadesini yaratan hareketler gibi farkında olmadan yaptığımız otomatik hareketleri yapmaktaki yetersizliÄŸi de içerir. Hastalarda tüm bu hareketler yavaÅŸlamıştır. PARKİNSONİZMİN NEDENİ Parkinsonizm adı altında toplanan karmaşık belirtiler beyinde “substansiya nigra” denilen özel sinir hücrelerinin oluÅŸturduÄŸu bir çekirdeÄŸin iyi iÅŸlev görememesinden ileri gelir. Latince’de kelime anlamı “kara madde” olan bu çekirdeÄŸin otopsi incelemesinde çıplak gözle hemen farkedilebilecek biçimde derinlemesine koyu renkte olduÄŸu bilinir. Mikroskopla bakıldığında bu çekirdek içinde yer alan sinir hücrelerinde yoÄŸun halde boya (pigment) zerrecikleri görülür. Substansiya nigranın sinir hücreleri “dopamin” denilen kimyasal bir madde yapar ve depolar. Bu hücreler beynin derinliÄŸinde bulunan ve komÅŸu konumdaki küçük bir gri cevherden oluÅŸan ve “korpus striatum” (çizgili cisim) denilen bir yapının sinir hücreleriyle baÄŸlantılıdır. Substansiya nigra hücrelerinin yaptığı dopamin, sinir lifleriyle korpus striatuma taşınır ve oradaki hücreler arasında kimyasal iletici olarak görev alır. Substansiya nigra hücreleri hasara uÄŸrarsa dopamin yapıp depolayamaz ve striatumda dopamin eksilir. Bu eksiklik ciddi boyutta olduÄŸunda parkinsonizm belirtileri ortaya çıkmaya baÅŸlar. Beyinde dopamin eksikliÄŸine yol açan nedenler: 1- Substansiya nigranın sinir hücreleri çeÅŸitli sebeplerden yok olabilir: Bu durumun en sık rastlanan örneÄŸi Parkinson hastalığıdır. DiÄŸer nedenler arasında beyinde adı geçen bölümün damar hastalıkları ve tümörleri, bazı kimyasal maddelerin harabedici etkisi, ansefalitler (beyin dokusu iltihabı) sayılabilir. 2- Bazı ilaçlar dopaminin striatumdaki doÄŸal etkisini engeller, böylece dopamin kimyasal mesajını iletemez ve dopamin eksikliÄŸi varmış gibi bir sonuç doÄŸar. Psikiyatri hastalarında kullanılan bazı ilaçlar (majör trankilizanlar) ile içinde rezerpin bulunan tansiyon düşürücü ilaçlar, kusmaya karşı kullanılan bir çok ilaç parkinsonizm tablosuna yol açabilir, fakat sorumlu ilacın kesilmesiyle bu durum düzelir. 3- Substansiya nigra hücrelerinin yanı sıra, striatumdaki sinir hücrelerinin de hasara uÄŸradığı durumlarda, dopamin eksikliÄŸinde oluÅŸan tablolarla benzerlik ortaya çıkar. “Mültisistem dejenerasyonlar” adıyla tanınan bu hastalıklarda parkinsonizm dışında beynin baÅŸka bölgelerini de ilgilendiren nörolojik belirtiler söz konusudur. Bu hastalıkların küçük bir bölümünün kalıtımla geçtiÄŸi bilinir. Daha fazla ayrıntıya girmeksizin görülmektedir ki parkinsonizmin birçok olası nedeni vardır ve bunların içinde en sık rastlananı Parkinson hastalığıdır. PARKİNSON HASTALIÄžI’NIN İLK BELİRTİLERİ Parkinson hastalığı belirtileri genellikle çok sinsi ve yavaÅŸ bir biçimde baÅŸlar, öyle ki hastalar çoÄŸu zaman hastalığın baÅŸlangıç tarihini kesin olarak söyleyemezler. Hastalar ilk belirtinin farkına vardıkları zaman hastalığın bazı belirtileri uzun zaman önce baÅŸlamış olabilir. Bir elinde titreme yakınmasıyla baÅŸvuran bir hastanın 5-6 yıl öncesine ait çekilmiÅŸ video filmlerinde yürürken bir kolunu sallamadığı fark edilebilir ya da bazen hastanın eski fotoÄŸraflarında öne eÄŸik duruÅŸ özelliÄŸi dikkati çekebilir. Nitekim Parkinson hastalarının büyük çoÄŸunluÄŸunda sıklıkla ilk belirti titremedir, kimi hasta ise örnekte olduÄŸu gibi titreme ortaya çıkınca hekime getirilir. Bunun gibi bazı hastalık belirtilerinin uzun süre devam etmesine karşın, Parkinson hastalığına ait bilgi eksikliÄŸi nedeniyle hekime geç baÅŸvurulduÄŸuna tanık olmaktayız. PARKİNSON HASTALIÄžI’NIN TEMEL BELİRTİLERİ Titreme (Tremor) Parkinson hastalığının titreme, kas sertliÄŸi ve hareket azlığı ile ÅŸekillenen üç temel belirtisinden en belirgini olan titreme genellikle hastanın doktora en sık baÅŸvurma nedenidir. Parkinson hastalarının yaklaşık % 80’inde titreme ortaya çıkmaktadır. Titreme sıklıkla bir taraftaki elde, bazen de bir ayakta ortaya çıkar. Titreme tek bir parmağın titremesine sınırlı kalabildiÄŸi gibi bazen de dili, dudakları ve çeneyi etkileyebilir ancak baÅŸ veya ses titremesine yol açmaz. Titreme ufak salınımlı, yukarı-aÅŸağı basit kol ve/veya bacak hareketi ÅŸeklinde olabildiÄŸi gibi daha sıklıkla karmaşık bir hareket halini de alabilir. Ön kolun hafifçe dışa dönmesi, baÅŸ parmak ve iÅŸaret parmakların ileri-geri hareketleri ve elin bozuk para sayma ya da bir çakıl taşını baÅŸ parmak ve iÅŸaret parmak arasında yuvarlama hareketi ÅŸeklinde olabilir. Titreme ayakta ortaya çıktığı zaman pedala basma hareketini andırır. Düzenli ve belli bir hızda olan titreme saniyede 5 ya da 6 vurumludur. Parkinson hastalığında etkilenmiÅŸ olan el veya ayak, diÄŸer hastalıklarda görülebilen titremelere benzemeksizin, dinlenme sırasında titrer. Titreme uyku sırasında ve o uzvun harekete baÅŸlamasıyla kaybolur. Sinirlilik, yürüme, stres altında kalma ya da zihinsel faaliyetle aşırı meÅŸgul olma titremeyi arttırır. Böylece aralıklı olarak ortaya çıkabilen titreme hastanın ruh halini yansıtabilir. ÖrneÄŸin evde gazete okurken titremesi olmayan bir hastanın ziyaretçisi gelince titremesi tekrar ortaya çıkabilir. Titremenin bu yönü hastaların toplum içinde sıkıntıya girmelerine yol açmaktadır ve bir çoÄŸu bu nedenle arkadaÅŸları arasında olmaktan vazgeçmektedirler. Hastalar gözle fark edilemeyecek kadar ince titremeyi bile hissedebilirler ve bunu titreÅŸim hissi gibi algılarlar. Nadir olarak görülen karın kaslarının titremesi, içerde titreyen bir ÅŸey varmış gibi hissedilir. Diyafram veya göğüs kasları titremesi “çarpıntı” gibi hissedilir ve hasta kalple ilgili bir sorun olduÄŸunu düşünerek ilgili hekime baÅŸvurur. Bu ÅŸekildeki titreme kalp elektrosunda (EKG ) saptanabilir. Titremesi olan her kiÅŸinin Parkinson hastası olmadığını vurgulamak gerekir. SaÄŸlıklı insanlarda korku, heyecan gibi stresli durumlarda ellerde, bacaklarda geçici olarak titreme ortaya çıkabilir. Bunun dışında her yaÅŸta görülebilen ve “esansiyel tremor” adı verilen iyi huylu, ailevi bir hastalıkta, kollar öne doÄŸru uzatılınca ellerde titreme olur. El titremesinin yanı sıra özellikle yaÅŸlı hastaların başında da titreme görülebilir. Bu hastalığın bir çok özelliÄŸi gibi tedavisi de Parkinson hastalığından farklıdır. Bunun dışında titremeye yol açan çeÅŸitli nedenler arasında bazı ilaçların kullanımı, tiroid bezinin aşırı çalışması veya beyincik hastalıkları sayılabilir. Kas sertliÄŸi (Rijidite) Bazı hastalar uzuvlarında sertlik hissinden yakınırlar. Bununla birlikte kas sertliÄŸi çoÄŸu kez hastanın bir yakınması olmayıp hekimin fizik muayenede pasif harekete karşı olan bir direncin varlığını saptaması ile tanınır. Hekim hastaya gevÅŸemesini söyleyerek, hastanın uzuvlarını eklem yerlerinden bir çok kez nazikçe gerer ve büker ve bu pasif harekete karşı eklem çevresinde direnç arar. Böyle pasif harekete karşı sürekli bir direnç bulunmasına “rijidite” denilir. Normalde kasların dinlenme halinde yumuÅŸak ve gevÅŸek olması gerekirken rijidite varlığında dinlenme halinde bile sabit biçimde gergin ve elle hissedilebilen belli bir sertlikte olduÄŸu görülür. Parkinson hastalığında rijidite en sık el, ayak bileÄŸi, dirsek veya diz gibi eklemlerde saptanır. Bazen kas sertliÄŸi hekim tarafından eklemde sanki “diÅŸli çark” takılması varmış gibi hissedilir. Hastalar kas sertliÄŸini yorgunluk, batma hissi, aÄŸrı veya kramp ÅŸeklinde hissedebilirler. Omurga çevresi kasların sertliÄŸi oldukça seyrek görülür, sırt aÄŸrısı ya da bel aÄŸrısı yaratabilir ve genellikle öne eÄŸik durmakla ÅŸiddetlenir. Baldır ve ayak kasları sertliÄŸi aÄŸrılı kramplar ÅŸeklinde ortaya çıkabilir. Hareketlerde yavaÅŸlama (Bradikinezi) Parkinson hastalığının belki de özürlülük yaratan en temel belirtisi olan hareketlerdeki yavaÅŸlama yani “bradikinezi”, her hastada erken veya geç olarak geliÅŸir. Hareket yavaÅŸlığı günlük yaÅŸamdaki faaliyetlerin tümünün belli bir yavaÅŸlıkta olmasına yol açar. Hareketlerin düzenli aralarla tekrarı ve eklemlerin hareket açıklığı azalmıştır. Hastaların basit günlük iÅŸlerini yapma sırasında, örneÄŸin düğme ilikleme, kravat ve ayakkabı baÄŸlama, yazı yazma ve çatal-bıçak kullanma gibi incelik isteyen iÅŸlerde baÅŸlangıçta hafif derecede hissettikleri güçlük giderek artar. Zamanla istemli hareketlerin çoÄŸunun yapılmasında, örneÄŸin yemek yerken ve çiÄŸnerken, alçak bir koltuktan doÄŸrulurken, otomobile binerken ve inerken, yatakta bir taraftan diÄŸer tarafa dönerken zorlanmalar dikkati çeker. Yukarıda sözü edilen istemli hareketlerin yavaÅŸlamasının yanı sıra, gözleri kırpmak ve yürürken kolları sallamak gibi otomatik olarak yapılan, birbirinin aynı olan hareketler de azalır ya da kaybolur. Hareket yavaÅŸlığı ne çok kadar belirgin olsa da hastaların kas gücü, yani kuvveti normaldir. Hastanın bu yöndeki yakınması genel bir yorgunluk hali, örneÄŸin yürürken ya da diÅŸ fırçalarken yapılması gereken ardısıra hareketlere kumanda ederken uzuvlarda hissettiÄŸi tutukluktur. Hareketlerdeki bu tür yavaÅŸlık zamanla hastaları baÅŸkalarına bağımlı hale getirebilir. YavaÅŸlığı ağır derecede olan bir hastada titreme ya da rijidite bulunmayabilir. “Akinezi” ise hareketsizlik anlamı taşır ve genellikle hastalığın ilerlemiÅŸ olduÄŸu dönemlerde ortaya çıkar. Bu durumdaki Parkinson hastaları uzun süre izlendiÄŸinde, gözle görülür bir hareket yapma yeteneÄŸini yitirdikleri görülür: göz kırpma, doÄŸal yüz ifadesini oluÅŸturan hareketler (mimikler), oturuÅŸu düzeltmek gibi yardımcı hareketler gözlenmez. Böyle hastalar sadece kıpırdamadan oturur ve sabit bir bakışla bakarlar. Parkinson Hastalarında Beden EÄŸitiminin Yeri Parkinson hastalarında tıbbi tedavinin yanı sıra beden eÄŸitimi hareketleri de çok önemlidir. Fiziksel olarak zinde olan hastaların uzun hastalık seyriyle daha iyi baÅŸa çıktıkları bilinen bir gerçektir. Beden eÄŸitiminin, yapılabildiÄŸi ölçüde, özellikle kas sertliÄŸi ve hareket yavaÅŸlığı üzerine olumlu etkisi nedeniyle hastanın kendisini daha iyi hissetmesine katkısı vardır. BilindiÄŸi gibi kullanılmayan kasların zamanla kitlesi azalır ve boyu kısalır (kontraktür), dolayısıyla vücudun kas yapısının korunması için beden hareketleri yapmak zorunludur. Benzer biçimde, eklemlerin her gün normal hareket menzilinde hareket ettirilmeleri gereklidir, aksi takdirde kullanılmayan bir eklemi kuÅŸatan baÄŸ dokusu sertleÅŸir ve eklem hareket yeteneÄŸini kaybederek kalıcı biçimde iÅŸlev kaybına uÄŸrar. Böylece düzenli kas faaliyeti kasları ve eklemleri korur, ayrıca kalbin çalışmasına, kan dolaşımına ve akciÄŸerlerin havalanmasına da katkıda bulunur. Bunların dışında beden hareketleri yapanlarda daha az kabızlık olur, böbrekler, idrar yolları ve mesane daha iyi çalışır. Öte yandan fiziksel faaliyet zihin için de iyidir. Kaslardaki gevÅŸeme ve rahatlama fikirlerin olumlu yönde deÄŸiÅŸmesine de yol açar. Beden hareketlerinden sonra mutluluk hissi, kendini iyi hissetme duyguları kiÅŸiye hakim olur. Kendi gözlemimize dayanarak hastalarımız arasında düzenli olarak beden hareketleri yapanların, yapmayanlara göre günlük yaÅŸamlarında daha hareketli olduklarını söyleyebiliriz. Beden eÄŸitimi hareketleri özellikle alışık olmayan hastalar için baÅŸlangıçta zevksiz ve sıkıcı görünse de, bunu günlük yaÅŸamın bir parçası olarak kabul etmeleri kendileri için yararlı olacaktır. Aile bireyleri de en az hekim kadar bu konuda destekleyici ve teÅŸvik edici bir tutum içinde olmalıdırlar. MesleÄŸi gereÄŸi fazla hareket eden hastaların bu bakımdan daha ÅŸanslı olduklarını belirtmekte yarar vardır. Hastalar normal hareket açıklığına kavuÅŸması amacıyla tüm eklem ve kaslarını her gün kısa sürelerle çalıştırmalıdırlar. Bu çalışmaların hastayı aşırı derecede yoracak kadar ağır olması ya da uzun sürmesi ÅŸart deÄŸildir. EÄŸer hasta tercih ediyorsa sabit duran bisiklet ya da kürek çekme aleti gibi bazı aletlerden yararlanabilir, ancak bunların aletsiz yapılan hareketlere bir üstünlüğü görülmemiÅŸtir. Yürüme hastalar için mükemmel ve ılımlı bir egzersizdir. Yürümenin hızı, süresi ve mesafesi hastanın yetenek ve gücüne göre deÄŸiÅŸebilmekle birlikte günde bir buçuk-iki kilometre yürüyüşün yorucu olmadığı gibi gevÅŸetici ve canlandırıcı bir etkisi de vardır. Yürüme ÅŸehirde ya da kırsal kesimde kolaylıkla hobi ÅŸeklinde yapılabilir, veya her sabah köşedeki dükkana gidip alışveriÅŸ yapmak, dönüşte baÅŸka bir yoldan dönmek ÅŸeklinde günlük yaÅŸamın bir parçası haline getirilebilir. Bunun dışında yüzme son derece yararlı bir spordur, ancak denge ve yürüme bozukluÄŸu olmayan hastalara, eÄŸer imkanları varsa yazın sığ sularda, güvenli koÅŸullarda yüzmesi önerilir. Eskiden beri yapmaktan hoÅŸlandığı tenis, futbol gibi faaliyetleri varsa hasta bunları sürdürmelidir, zira bu tür sporlarda öğrenilmiÅŸ hareketler, yürüme gibi içgüdüsel olarak yapılan hareketlere kıyasla Parkinson hastalığından daha az etkilenir. BEDEN EĞİTİMİ HAREKETLERİ Büyük eklemleri ve onları ilgilendiren kasları düzenli olarak her gün çalıştırmanız size son derece zindelik kazandıracaktır. Özellikle sabah yataktan kalkar kalkmaz yapıldığında, gün boyu daha fazla hareketlilik kazanabilirsiniz. Parkinson hastalığına ait belirtileriniz tıbbi tedaviyle kontrol altına alınmış ise ve ağır kalp yetmezliÄŸi sorunu taşımıyorsanız, aÅŸağıda yer verilen bazı basit beden eÄŸitimi hareketlerini çalışmanızın size yararlı olacağına inanıyoruz. Bazı hareketleri bir kez öğrendikten sonra, evde her gün kendi başınıza yapabilirsiniz. Hareketlerinizdeki kısıtlılık nedeniyle tek başınıza beden hareketlerini çalışamayacaksanız, bir fizyoterapistin yardımıyla germe egzersizleri ve bazı pasif hareketler yapılabilir ve daha sonra aile bireylerinden biri tarafından her gün ve düzenli olarak uygulanabilir. Her gün yapılan egzersizlerin günlük yararı hafif olsa bile, birikmiÅŸ yararlı etkisini haftalar sonra fark edeceksiniz. Günde 5-10 kez ya da daha fazla yapmanız önerilen bazı egzersizler aÅŸağıda tarif edilmiÅŸtir. Sırtüstü Yatarken Yapılacak Egzersizler 1. Her bir bacağınızı, diz bükülü haldeyken, sırayla karnınıza doÄŸru çekiniz, diÄŸer bacağınızı yataktan kalkmayacak ÅŸekilde bastırınız. Bu arada ellerinizden destek alabilirsiniz. 2. Ellerinizden destek alarak, her iki bacağınızı dizlerinizi bükerek karnınıza doÄŸru çekiniz. 3. Her bir bacağınızı sırayla, dizlerinizi bükmeden havaya kaldırınız. 4. Dizlerinizi bükmeden ayaklarınızı bilekten kendinize doÄŸru bükünüz ve 5 sn tutunuz. 5. Kol ve bacaklarınızı yanlara doÄŸru açıp kapatınız. 6. Her iki bacak bitiÅŸik ve dizler bükülü halde iken kalça hareketi ile saÄŸ ve sol yana dönerek dizlerinizi yataÄŸa deÄŸdirmeye çalışınız. 7. Bir önceki hareketi yaparken bacaklarınızı bir yana, başınızı aksi yöne çeviriniz. 8. Dizleriniz bükülü halde, el ve ayaklarınızı yataÄŸa bastırarak kalçanızı yataktan yukarı doÄŸru kaldırıp 5 sn. tutunuz. 9. Bir önceki hareketi, avuç içi yukarı bakacak ÅŸekilde ellerinizden kuvvet almadan tekrarlayınız. 10. Dizleriniz hafif bükülü iken, baÅŸ ve omuzlarınızı kaldırarak ellerinizi dizlerinize deÄŸdirmeye çalışınız. 11. Dizleriniz bükülü, elleriniz kenetli iken sırayla saÄŸa ve sola doÄŸru uzanmaya çalışınız ve 5 sn. kalınız. Yüzüstü Yatarken Yapılacak Egzersizler 1. Eller arkada kenetli iken baÅŸ tavana bakacak ÅŸekilde göğsünüzü yataktan kaldırınız. Bu durumdayken başınızı saÄŸa ve sola çeviriniz. 2. Ellerinizle yataÄŸa abanarak, dirsekler düz olacak ÅŸekilde baÅŸ ve göğsünüzü yataktan kaldırınız. 3. Dizlerinizi sırasıyla bükünüz. Otururken Yapılacak Egzersizler 1. Kollarınız yanda, gövdeniz öne eÄŸik pozisyonda iken nefes alınız ve sırtınız dik olacak ÅŸekilde doÄŸrulunuz. 2. Vücudunuzun ağırlığını sırayla saÄŸ ve sol yanlara eÄŸilerek aktarınız. 3. Bir dizinizi kendinize doÄŸru çekerken diÄŸer tarafa eÄŸilerek ağırlık aktarınız. 4. Dizinizi kendinize doÄŸru çekiniz ve başınızı yavaşça dizinize yaklaÅŸtırmaya çalışınız. BaÅŸlangıç konumuna geri dönünüz. Sırtınızı dik tutmaya çalışınız. 5. Sırayla topuklarınızı ve parmak uçlarınızı yerden kaldırınız. 6. Daha sonra bir ayağınızın topuÄŸunu kaldırırken diÄŸer ayağınızın parmak ucu kalkacak ÅŸekilde hareketi tekrarlayınız. 7. Elleriniz dizler üzerinde çapraz yaptıktan sonra, kollarınızı yanlardan yukarıya doÄŸru bir daire çizecek ÅŸekilde kaldırınız ve indiriniz. Kollarınızı kaldırırken burundan derin bir nefes alıp, kollarınızı indirirken ağızdan nefes veriniz. 8. Kollar yana açık konumda iken ellerinizi omuzlarınıza koyunuz ve saÄŸa doÄŸru dönerek 5sn. durunuz, daha sonra orta pozisyona gelip iÅŸlemi sola doÄŸru dönerek tekrarlayınız. 9. SaÄŸ kol düz bir ÅŸekilde ileri uzatılırken, sol bacağınızı karnınıza doÄŸru çekiniz. Daha sonra aynı iÅŸlemi sol kol-saÄŸ bacağınızla tekrarlayınız. 10. Sırayla saÄŸ ve sol dizinizi düz bir ÅŸekilde ileri doÄŸru uzatınız. 11. Her iki omuzunuzu yukarı kaldırarak kulaklarınıza deÄŸdirmeye çalışınız. 12. Her iki omuzunuza kendi ekseni etrafında daireler çizdiriniz. 13. Başınızı önce öne sonra arkaya yatırınız. 14. Başınızı saÄŸa ve sola yatırınız. 15. Başınızı bir yandan diÄŸer yana çeviriniz. 16. Başınızı önce saat yelkovanı yönünde, sonra ters yönde döndürünüz. Not: 13-16. maddelerde belirtilen hareketleri baÅŸdönmesi, boyun eklemlerinde hareket kısıtlılığı, boyun fıtığı olan hastaların çalışmaları sakıncalıdır.
« Önceki Yazılar — Sonraki yazılar »