SEVGİNİN GÜCÜ
03 Åžubat 2010 Yazan Dj-sinomi
Kategori Dj-Sinomi, VeHaberler - Sohbet Guncel
SEVGİNİN GÜCÜ
Mavisi yeşiline karışmış, uzun uzun ağaçların
gölgelerini cömertçe sunduğu, türlü türlü böceklerin,
çiçeklerin yaşadığı, insanoğlunun pek az uğradığı
ormanlardan birinde güzel bir göl vardı.
Suyu berrak mı berrak, serin mi serin… Gölün kıyısında
hayat bulmuş boynu bükük papatya, yanıbaşında
o eşsiz büyülü suyun içinde açmış olan, en az kendi
kadar yalnız görünen nilüfer çiçeğine sevdalanmıştı.
Onun görkemli görüntüsünü, saf, masum,
asaletli halini hayranlıkla seyrediyordu her gün.
Nilüfer çiçeği de kayıtsız değildi sevgili
papatyasına karşın. Birbirlerine sevgiyle bakıyorlar,
şarkılar söylüyorlardı birlikte. Yalnızlıklarını
unutuyorlardı ÅŸu koskoca orman içinde…
Tanrım, diyordu papatya içinden kimi kez.
Bu güzelliğin yanında benim yerim nedir ki?
O suyun içinde yaÅŸar bense toprakta…
Elimi uzatsam tutamam bile onu… Oysa
öylesine istiyorum ki onun yanında olmayı…
Ayrı dünyalarda yaÅŸayan iki ayrı çiçek…
- Ey güzel çiçeğim, ey benim nilüferim
seviyorum seni… Lâkin öylesine çaresizim ki…
Sana nasıl ulaÅŸacağımı bile bilmiyorum…
Evet, orada olduÄŸunu bilmek, sesini duymak,
güzelliğini görmek bile yetiyor bana ama
istiyorum ki elini tutayım, güzelliğine dokunayım.
Gel gör ki ben bir papatyayım, sen ise bir nilüfer…
Nilüfer, karşılıksız bırakmadı papatyanın sözlerini:
- Papatyaların en tatlısı, kemandan çıkan müzik aynı
ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır. Sen başkasın,
ben başkayım, sen ordasın, ben buradayım diye yerinme.
Gönül sesine kulak ver yalnız… Bir ÅŸeyi istiyorsan
yürekten iste….Sevgi, aÅŸk, ne büründüğün kıyafeti,
ne makamı, ne mesafeleri ne de baÅŸka bir ÅŸeyi dinler…
Onun fermanı okunmaya başladımı her şey susar.
Her ÅŸey çaresiz kalır… Sevgi söz konusu olduÄŸunda
kişi kendi dışındaki güçlerin insafına kalmaz.
Çünkü; kendisi de güçlü bir varlık haline gelir.
Ruhunun derinliklerinden gelen bu ezgi güçlenmeye
baÅŸladıkça kayıtsız kalamaz buna tüm evren…
Sen ki benim güzelliğime, aşkınla güzellik katmakta,
yalnızlığımı örtbas etmektesin. Benim ve kendinin
varolduğumu ispatlamaktasın dünyaya.
Åžimdi kapat gözlerini sımsıkı…
Sıyrıl tüm düşüncelerinden…
Yalnızca ama yalnızca beni düşle…
Yanımda olduğunu, gölün sularında
elimi tuttuÄŸunu hayal et… İste beni…
Göreceksin ki sevginin aşamayacağı engel yoktur!
Papatya, nilüferin dediğini yaptı. Yalnızca ama
yalnızca onun hayalini doldurdu tüm benliğine.
Kendini güzeller güzeli çiçeğinin
yanında farzetti. İstedi… İstedi…
- Aç gözlerini!, dedi nilüfer.
Papatya şaşkınlık içindeydi gözlerini açtığında.
Sevgili çiçeğinin yanında,
gölün suları içinde bir nilüfer çiçeÄŸiydi artık o da…
Sevmek…
İstemek…
Hayal etmek…
İnanmak…
Olmayacak ÅŸey yoktur!
EÄŸer ki; bu duygulara sahipseniz…
ADA
03 Åžubat 2010 Yazan Dj-sinomi
Kategori Dj-Sinomi, VeHaberler - Sohbet Guncel
ADA
Bir zamanlar, bütün duyguların
üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve
tüm diğerleri, Aşk dahil.züntü yakınlardaymış
ve Aşk, yardım istemiş:
“Üzüntü, seninle geleyim…”
“Off, AÅŸk, o kadar üzgünüm ki,
yalnız kalmaya ihtiyacım var.”
Mutluluk da AÅŸk’ın yanından geçmiÅŸ
ama o kadar mutluymuÅŸ ki,
AÅŸk’ın çaÄŸrısını duymamış.
AÅŸk, birden bir ses duymuÅŸ:
“Gel AÅŸk! Seni yanıma alacağım…”
Bu AÅŸk’tan daha yaÅŸlıca birisiymiÅŸ.
Aşk o kadar şanslı ve
mutlu hissetmiÅŸ ki kendini
onu yanına alanın kim olduğunu
öğrenmeyi akıl edememiş.
Bir gün, adanın batmakta olduğu,
duygulara haber verilmiÅŸ.
Bunun üzerine hepsi,
adayı terketmek için
sandallarını hazırlamışlar.
AÅŸk, adada en sona kalan duygu olmuÅŸ.
Çünkü, mümkün olan en son ana
kadar beklemek istemiÅŸ.
Ada neredeyse battığı zaman,
Aşk, yardım istemeye karar vermiş.
Zenginlik,
çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş.
AÅŸk,
“Zenginlik, beni de yanına alır mısın?”
diye sormuÅŸ.
Zenginlik,
“Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın
ve gümüş var, senin için yer yok.” demiÅŸ.
Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki
Kibir’den yardım istemiÅŸ.
“Kibir, lütfen bana yardım et!”
“Sana yardım edemem AÅŸk.
Sırılsıklamsın
ve yelkenlimi mahvedebilirsin.”
diye cevap vermiÅŸ Kibir.
Ü
Yeni bir kara parçasına vardıklarında,
AÅŸk’a yardım eden, yoluna devam etmiÅŸ.
Ona ne kadar borçlu olduğunu
farkeden AÅŸk, Bilgi’ye sormuÅŸ:
“Bana yardım eden kimdi?”
“O, Zaman’dı” diye cevap vermiÅŸ Bilgi.
“Zaman mı?
Neden bana yardım etti ki?”
diye sormuÅŸ AÅŸk.
Bilgi gülümsemiş:
“Çünkü sadece Zaman AÅŸk’ın ne kadar
büyük olduÄŸunu anlayabilir…”
BİR KARDELEN MASALI…
03 Åžubat 2010 Yazan Dj-sinomi
Kategori Dj-Sinomi, VeHaberler - Sohbet Guncel
BİR KARDELEN MASALI…
Bir varmış bir yokmuş ,uzak ülkelerin birinde, dağların doruklarında güzeller güzeli Dağ Fulyası yaşarmış.
Baharın ilk belirtileriyle uzun kar uykusundan uyanır,
güneş sıcaklığını iyice hissettirmeye başladığı günlerde tomurcuklanır, yaz boyunca da çiçekleriyle çevresine binbir
renkler saçar, kokusu ile, güzelliği ile, güzelliğinden çok o
mahçup saf duruşu ile herkesi kendine hayran bırakırmış.
Doğa ananın da en sevgili yavrusu, herşeylerden sakınıp
gözettiği en nadide çiçeği imiş bu Dağ Fulyası. En yakın
arkadaşı Nergis’le sıcak yaz günleri boyunca gülüşürler,
oynaşırlar, bütün doğayı neşeyle donatırlarmış. Fulyacık
Nergis’ini çok sever bir dediÄŸini iki etmezmiÅŸ. Elinden
gelse tüm dünyasını Nergis’le paylaÅŸmak istermiÅŸ.
Nergis de çok güzelmiÅŸ ama Fulya’nın saflığına karşı son derece
kurnaz, iÅŸveli, cilveli, bir kızmış. Fulya’yı çok sever, onunla
arkadaşlığını sürdürmek için kendini ona benzetmeye çalışır,
ama içten içe de Fulya’nın herkes tarafından sevilmesine
tahammül edemez, herkes kendini daha çok sevsin istermiş.
Fulya’nın tüm çiçekleri sabırla dinleyip, hepsine yardım etmek istemesine, herkese çözüm getirmeye çalışmasına hayret edermiÅŸ.
Çünkü, Nergis çiçek için doğadaki en önemli şey kendisiymiş,
kendi duyguları kendi düşünceleri , herkesin, herşeyin üstünde
imiÅŸ. Fakat Fulya’ya özel bir deÄŸer verir, onun hayranı olduÄŸu
saflığını korumak için olası tüm kötülüklerden sakınmak istermiş.
Fulya ise hep tebessümle karşılarmış Nergis’i zira, DoÄŸa
annesinin de aynı koruyucu kollayıcı davranışlarına alışık
olduÄŸu için Nergis’e ayrıca çok güvenir, inanırmış.
Bu arada aşağılarda , dağların, vadilerin ötesindeki
ovalarda ise Bahar Rüzgârı yaÅŸarmış…
Bu rüzgârın en sevdiği iş, ovanın tüm çiçeklerine gezip
gördüğü yerleri anlatarak onlara yeni heyecanlar, yeni
ufuklar göstermek ve onların hayranlığını, sevgisini
kazanmakmış. Birbirinden değişik ilginç öykülerle
çiçeklerin gönlünü çelip en masum görüntüsünü takınır
en hoş sesiyle onlara birbirinden güzel şarkılar söyler,
eğlendirirmiş. Çiçekler kendilerinden geçip, hayranlıkla
onu dinlerken, o fark ettirmeden çiçek tozlarını alıp
koynunda gizlediği kutusuna atarmış.
Bahar Rüzgârı, bu çiçek tozlarını karıştırıp bir gün kendine en
güzel kokulu, en güzel renkli çiçeğini oluşturacağını hayal eder
yüreği bu hoş beklentiyle çarparmış. Fakat aldığı her çiçek
tozundan sonra yine bir eksiklik hissedip daha güzel, daha ışıltılı,
binbir renkli, çok daha güzel kokulu çiçekler aramaya çıkarmış.
Rüzgâr, bir gün yine bu amaçla ovadan ayrılıp vadiye doğru yola
çıkmış. Vadiye geldiğinde birden çok farklı bir çiçek kokusu
hissetmiş, etrafına bakınmış ama görememiş.Çünkü koku
yukarılardan geliyormuş. Başını kaldırıp dağa doğru bakmış.
Tepelere yaklaştıkça kokular daha da yoğunlaşırken içlerinden
ayırt edici bir koku tatlı tatlı başını döndürüyor, onu daha
yukarılara çekiyormuş. Sonunda onu görmüş. İlk önce
heyecandan yanına yaklaşamayıp uzaktan seyre dalmış.
Fulya çiçek olacaklardan habersiz pervasızca çevresindeki
arkadaşlarıyla şakalaşıyor, çocuklar gibi neşeli kahkahalar
atıyor, gülerken gözlerinin içi gülüyormuş. Rüzgâr nasıl olup
da bugüne kadar çevresine eşsiz ışıltılar saçan bu çiçeğin
varlığından habersiz yaşadığına hayret etmiş. Hemen harekete
geçmeye karar verip hafif hafif Fulya’nın etrafında esmeye
başlamış. Bir yandan da bildiği en güzel şarkıları söylüyormuş.
Fulya bu beklenmedik hoş esintiyi heyecanla karşılamış, kendine
yeni ve çok farklı bir arkadaş edineceğini hissetmiş. Çünkü
arkadaşı Dağ Rüzgârının keskin esintisine karşı Bahar Rüzgârı
tatlı bir meltem edasıyla yapraklarını okşuyor, yıpratmadan
dinlendiriyormuş. Güzeller güzeli çiçek, rüzgârın coşkulu, tutkulu
heyecanlı sesini büyük bir hoÅŸnutlukla dinlemeye koyulmuÅŸ…
Rüzgar, Fulya’ya ovadaki güzellikleri, gezip gördüğü yerlerde
duyup işittiği ve yaşadığı ilginç hikayelerini anlatırken
onun da başını döndürüp çiçek tozlarını alacağı anı hayal
ediyor ve yüreği bu anın heyecanı ile deli gibi çarpıyormuş.
Fakat kendindeki bu yeni duygulara kendide şaşırıyor,
Fulya çiçeğin tüm dünyasını merak ediyor, daha yakından
tanımak için çırpınıyormuş. Bu nedenle çiçek tozlarını almak
için biraz daha sabredip Fulya ile arkadaş olmaya karar vermiş.
Rüzgâr, Fulya çiçeğin dünyasına girdikçe hayranlığı daha da
büyümüş, onunla konuşmak, onun fikirlerini duymak, kendini dinlerken hüzünlü hikayelerde hemen buğulanıveren gözlerine
dalıp gitmek, neşeli hikayelerde kahkahalarına karşılık
vermek Rüzgarda tutkuya dönüşmüş.
Fulya’nın kokusu renklerindeki saflık, konuÅŸmalarında
kendini hissettiren bilgeliğini, çocuksu ifade tarzı, hele
sesindeki o içine işleyen ince tını bugüne kadar hiçbir çiçekte rastlayamadığı özelliklermiş. Fulya ise dinlediği o harika hikayelerle, kendini dünyanın her yerine götürdüğüne inandığı
bu yeni arkadaşı yüzünden tüm arkadaşlarını ihmal etmeye başlamış. Zamanını hep Rüzgarla beraber geçirmek istiyormuş.
Zira Rüzgâr öyle güzel konuşuyor ve o kadar çok şey biliyormuş
ki, Fulya’nın dünyası yepyeni renklerle bezeniyormuÅŸ.
Günler geceler boyu birlikte konuşmuşlar, gülmüşler,
aÄŸlamışlar. Bahar Rüzgârı Fulya’nın bütün güvenini kazanmış. Fulya bu arada Nergis’i ihmal etmemeye çalışıyor onada
rüzgâr’ın anlattıklarını anlatıyor ve ikisini tanıştırırsa birlikte
harika bir dünya kuracaklarını çok eÄŸleneceklerini söylüyormuÅŸ. Nergis, Fulya’yı ilk kez bu kadar heyecanlı görüyor ve onu
bu kadar etkileyen birini çok merak ediyormuş.
Rüzgâr ise çiçek tozlarını aldığı takdirde Fulya’nın
arkadaşlığını kaybedeceğini bildiğinden bu çok istediği,
beklediği anı sürekli erteliyormuş. Fakat aklında da
yaratacağı o muhteşem çiçek olduğundan dağdaki diğer
çiçeklerle arkadaşlık kurup, onlarada aynı hikayeleri, aynı
şarkıları anlatarak başlarını döndürüyor ve çiçek tozlarını
alıp saklıyormuÅŸ. Bir gün Fulya, Rüzgâr’ın tüm yaptıklarını görmüş. Fakat çiçek tozlarını saklamasını anlayamamış.
Zira çiçek tozları, çiçekler için hayati önem taşıyormuş.
Tüm çiçek arkadaşlarının ertesi baharlarda yeniden canlanıp gün
ışığına kavuşmaları için bu tozların yeniden toprağa düşmesi
gerekiyormuş. Oysa rüzgâr onları kendine saklayarak çiçeklerin
ömürlerini sona erdiriyormuş. Fulya çok üzülmüş, onun derin
düşünceli hali Doğa annesini de endişelendirmiş. Bu arada Fulya,
istemeyerek Bahar Rüzgârı’nı Nergis’lede tanıştırmış. Ama Nergis’in
çok akıllı olduÄŸunu ve Rüzgâr’ın büyüsüne kapılmayacağını
düşünüyormuÅŸ. Oysa Rüzgâr, Nergis’in ışıltılı renklerini öyle bir
övgülerle anlatmaya baÅŸlamış ki.. Hele Rüzgâr’ın ÅŸarkılarında ki,
o heyecanlı sesi duyunca Nergis de tüm diğer çiçekler gibi
büyülenmiş ve çiçek tozlarının gitttiğinin farkına bile varmamış.
Fulya büyük bir korku ve üzüntü ile olanları izliyormuş.
Hemen evine dönüp Rüzgâr’a, evinin tüm kapı ve
pencerelerini sıkı sıkıya kapatmış. Rüzgâr, Fulya’nın olanları gördüğünden habersiz, kendinden emin bir ÅŸekilde büyük
bir kibir ve iki yüzlülükle Fulya’nın evinin önüne gelmiÅŸ. Her zamanki gibi Ona ne eÅŸsiz bir çiçek olduÄŸunu, kokusuyla onu büyülediÄŸini, çok uzaklardan bu koku ile kendisini çekip
getirdiğini en etkileyici sesi ile söylemeye başlamış.
Fulya çok büyük üzüntüler içinde perdenin arkasından sessizce Rüzgâr’ın anlattıklarını dinliyormuÅŸ. Rüzgâr, kapıların
açılmayışına anlam verememiÅŸ. Tekrar Fulya’ya ne kadar
çok değer verdiğini söyleyip en hüzünlü sesiyle ona şarkılar söylemeye devam etmiş. Fulya, gözyaşları içinde kapılarını
açmadan Rüzgara her şeyi gördüğünü ve yaptıklarını çok
yanlış bulduğunu, çiçeklerin yaşamlarının sürekliliği için
o tozlara ihtiyacı varken kendisinin büyük bir duyarsızlıkla,
herşeyi önceden planlayarak tozları çaldığını söylemiş.
Rüzgâr, Fulya’nın tepkisini çocukça ve anlamsız bulmuÅŸ.
O tozlara kendi mükemmel çiçeÄŸini yaratmak için ihtiyacı olduÄŸunu Fulya’ya anlatmaya çalışmış ama Fulya onun yaptıklarını asla anlayamayarak bencillikle suçlayınca
büyük bir kızgınlıkla oradan uzaklaşmış. Nergis ise
olanlardan habersiz Rüzgârla arkadaşlığına devam
ediyormuş. Rüzgâr kendi mükemmel çiçeği için sakladığı
tozları arasında Fulya’nın eksikliÄŸini içinde duyarak,
kutusunu açmış, bir daha ki bahara kendi muhteşem
çiçeğini oluşturmak amacıyla çiçek tozlarını toprağa
serpmek istediğinde birde ne görsün tozların hepsi
kutunun içinde günlerce havasız kalmaktan
bozulup küflenmemiş mi?
Rüzgâr, her çiçek tozunun kendi doğal ortamı içinde sadece
ait olduğu çiçek olarak yaşayabileceğini çok geç anlamış.
Yinede büyük bir kibirle doğanın kanunlarına karşı geldiğini binlerce çiçeğe sonbaharı yaşattığını görmezden geliyor,
diÄŸer yandan içinde Fulya’nın yokluÄŸundan kaynaklanan
büyük bir boşlukla tüm hedef veamaçları
tükenmiÅŸ bir ÅŸekilde avare esip duruyormuÅŸ…
Fulya, gördüklerine yaÅŸadıklarına dayanamıyor büyük acılar çekiyormuÅŸ. Hele bir dahaki baharda hiçbir arkadaşının olamayacağını düşündükçe, Nergis’inin bile Rüzgâra
kapılıp gittiÄŸini görmek, onu kaybettiÄŸini bilmek Fulya’nın
büyük üzüntülerle hastalanmasına neden olmuş.
O incecik zarif boynu bükülmüş, günden güne sararıp
solmuş. Doğa anne üzüntüsünden ne yapacağını bilemiyor
en değerli yavrusunun gözünün önünde eriyip gitmesini,
hastalıktan ölecek hale gelmesini önleyecek çareler arıyormuş.
En sonunda aklına çok güzel bir fikir gelmiÅŸ. Hemen DaÄŸ Fulyası’nın yanına gelerek, onun vaktinden çok
önce uyumaya başlaması gerektiğini söylemiş.
Fulya çiçek derin üzüntülerle minicik yüreği çok yorgun olduğundan henüz daha bahar aylarında olmasına rağmen
annesinin kollarında kolayca uyumuş.. Günler haftalar aylar boyunca hiç uyanmamış.. Böylece tüm yaz ve sonbahar aylarını uykuda geçiren Fulya bir gün kulağında Doğa annesinin
tatlı mırıltılarını duyarak gözlerini açmış. Yüreğinin nedenini
henüz bilemediği büyük bir huzur ve mutluluk ile dolu
olduğunu hissediyormuş. Gördüklerini anlamaya çalışıyor,
muazzam bir beyazlığın ortasında gözleri kamaşıyormuş.
Adeta tüm evren, bu güzel ve cesur çiçeğin yüreğini huzurla doldurmak istercesine büyük bir sessizlik içindeymiş. Karların Prensi ise büyük bir şaşkınlıkla kardan pelerinin altından
adeta yüreğini delip çıkan bu çiçek karşısında nefesi tutulmuş, gözlerine inanamayarak bu güzel çiçeğin yaşama yeniden gülümsemesini izliyormuş. Hayatında ilk kez böylesine
güzel bir çiçekle karşılaşmış. Zaten zavallıcık hayatı boyunca
hiç çiçek bile göremiyormuş ki, kış boyunca doğadaki
tüm canlılar kış uykusuna yatar, her yer derin bir sessizliğe gömülürmüş. Fulya da doğaya böylesine muazzam
güzellikler veren ve büyük bir huzur içinde uyumasını
sağlayan karlar prensine mutlulukla gülümsüyormuş.
Tüm ruhu ve incecik zarif gövdesi ile sadece karlar prensine yönelmiş, gözleri sadece onu görsün, yüreği sadece on duysun istemiş. İşte; o günden beri tüm doğa, Dağ Fulyasına
KARDELEN demeye başlamış. Zira, karları delip yeryüzüne çıkabilen tek çiçek Kardelen olmuş. Karların ve Karlar
Prensi’nin tek çiçeÄŸi … Kardelenle Karlar prensi birbirlerine
hiç beklemedikleri bir anda kavuşmanın sevinci ile
sonsuza dek büyük bir mutlulukla yaÅŸamışlar…
”SUSKUN SOKAKLARIM,
23 Ocak 2010 Yazan Dj-sinomi
Kategori Dj-Sinomi, Siirler, VeHaberler - Sohbet Guncel

”VEDALAR ZORDUR,
23 Ocak 2010 Yazan Dj-sinomi
Kategori Dj-Sinomi, Siirler, VeHaberler - Sohbet Guncel




